Sosyal medya platformlarının hayatımıza girmesiyle birlikte birçok yeni kavramla tanıştık. Bunlardan biri de ‘’FOMO’’ oldu. Bir tür kaçırma korkusu olan FOMO’nun açılımı ise ‘Fear of missing out’dur. Fomo durumunda birey, diğerlerinin deneyimlediği şeylerden eksik kalma duygusu hisseder.

Fomo başkalarının ne yaptığını sürekli olarak izleme arzudur. Fomo ayrıca pişmanlık duygusu olarak da tanımlanmaktadır. Bu durumda birey eğlenceli etkinliklerden, karlı bir yatırımdan, kitap okumaktan ve sosyal etkileşimden mahrum kalma korkusu yaşar. Diğer bir deyişle Fomo nasıl vakit geçirileceğine dair verilen kararın yanlış olma ihtimali korkusudur. Fomo durumunda birey sürekli olarak farklı bir karar vermesi halinde olayların çok daha başka olacağını düşünür.

Dijital dünyadaki FOMO

Teknolojisinin gelişmesiyle beraber insanların sosyal ve iletişim deneyimleri yüz yüze formundan dijital forma evrildi. Bir tarafra modern teknolojiler ve sosyal ağ hizmetleri insanlara eşsiz bir sosyalleşme deneyimi sunuyor. Bir diğer tarafta ise aracılı iletişim internete olan ihtiyacı artırıyor.

Sürekli olarak çevirimiçi olma ihtiyacı, dijital ortamdan kopma durumunda anksiyeteye yol açabilir. Bu sebeple Fomo durumu ortaya çıkabilir. Sonuç olarak Fomo bireylerin psikolojik sağlığında olumsuz etkilere sahiptir. Fomo bireyin olumsuz ruh hali ve depresyon duygularını artırabilir.

Depresyon riski artıyor

Fomofobik kaygılarla hayatlarını zehir edenler, yaygın ruhsal sorunlara da yol açmaktadır. Teknolojik cihaz kullanma saatlerine göre depresyona yakalanma oranları şöyledir:

6 saatten fazla kullananların yüzde 83’ü, 4-6 saat kullananların yüzde 50’si, 2-4 saat kullananların yüzde 21’i, 1-2 saat kullananlarda yüzde 14’ü depresif bir yaşam sürdürmektedir.

Anlık mutluluklar

Depresyonun şiddeti de kullanımın artmasıyla birlikte artmaktadır. Bunun sebebi teknolojik cihazlarla geçirilen uzun zamanın getirdiği sosyal izolasyon olabilir. Teknolojik cihazlar kullanım süresince mutluluk sağlar. Fakat bu cihazların insanlarla etkileşime benzer yanları yoktur. Sadece birer makinedir, duygusal ve zihinsel özgünlüklere sahip değillerdir. Bir insan vasıtasıyla yüklenen verilerle çalışırlar.

Oysa insan insanla iletişim kurduğunda, sakinleşebilir, dinlenir ve neşesi yerine gelir. Bu ihtiyaçlar hiçbir şekilde cihazlarla elde edilemez. Paylaşılan içeriklerin keyif verici yanı olabilir ancak insanla kurulan iletişim gibi kalıcı etkiler sağlamazlar. Aşırı süre cihaz kullanım bağımlılar, insanla iletişimle elde edilen duygulardan yoksun kalırlar ve farkında olmadan depresif bir hayat sürmektedirler.”